Columbia ne zaman Türkiye'ye geldi ?

Damla

New member
Columbia ne zaman Türkiye’ye geldi? Markanın Türkiye serüvenine yakından bakış

[Columbia Türkiye’ye ne zaman geldi? 2004, neden önemli?]

Columbia denince benim aklıma ilk olarak yağmurlu bir günde giyilen sağlam bir mont geliyor. Hani şu “hava ne yaparsa yapsın ben dışarı çıkacağım” hissi veren ürünlerden. Türkiye’de de özellikle son 15-20 yılda Columbia mont, bot ve outdoor ürünlerinin oldukça görünür hale geldiğini hepimiz fark etmişizdir. Fakat markanın Türkiye’ye tam olarak ne zaman geldiğini araştırmaya başlayınca, internette birbirinden farklı tarihlerle karşılaşmak mümkün.

Buradaki en sağlam tarih ise 2004.

Gözalan’ın kendi kurumsal tarihçesine göre Columbia Sportswear Company 2004 yılında Gözalan Group bünyesine katıldı. Daha da önemlisi, Gözalan’ın 2019 tarihli kurumsal tarihçesinde Columbia’nın Türkiye’deki 15. yılı ifadesi kullanılıyor. Bu iki bilgi birlikte değerlendirildiğinde Columbia’nın Türkiye’deki kurumsal ve organize faaliyetlerinin başlangıcını 2004 olarak kabul etmek oldukça güçlü görünüyor.

Üstelik bu yalnızca bir mağaza açılışından ibaret değil. Gözalan, Columbia ile birlikte Türkiye’de markanın dağıtımını, mağazacılığını ve zaman içinde üretim/lisans faaliyetlerini geliştiren ana aktör haline geldi.

[Columbia’nın Türkiye’den çok önce başlayan hikâyesi]

Önce markanın köküne gitmek gerekiyor. Çünkü Columbia’nın Türkiye’deki konumunu anlamak için “Amerikan outdoor markası” demek biraz yetersiz kalıyor.

Columbia’nın hikâyesi Portland, Oregon’da başlıyor. Şirketin resmi tarihçesine göre Gertrude “Gert” Lamfrom ve ailesi 1937 yılında Nazi Almanyası’ndan kaçarak ABD’ye yerleşiyor. Gert’in babası Paul Lamfrom, küçük bir krediyle şapka şirketi kuruyor ve şirket adını Portland bölgesinin simgesi olan Columbia Nehri’nden alıyor. Columbia Sportswear’ın temeli böyle atılıyor.

Başlangıçtaki Columbia ile bugünkü Columbia arasında ciddi bir fark var. İlk dönemlerde şirket esas olarak şapka ve ardından outdoor ekipmanlarıyla büyüyor. 1960’larda Gert Boyle’un kendi dikiş makinesinde hazırladığı balıkçı yeleği gibi ürünler, şirketin fonksiyonel outdoor giyim anlayışının gelişmesinde önemli rol oynuyor.

1970’lerde ise markanın kaderini değiştiren bir dönem yaşanıyor. Gert Boyle, eşi Neal Boyle’un ölümünden sonra şirketin yönetiminde başrole geçiyor. Şirket zor durumdayken satılma ihtimali ortaya çıkıyor ancak Gert Boyle satış yerine işletmeyi devam ettirme kararı alıyor. Columbia’nın kendi kurumsal anlatısında bu dönem, markanın küçük aile şirketinden küresel bir outdoor markasına dönüşmesinin kritik aşamalarından biri olarak anlatılıyor.

Bu hikâyenin Türkiye açısından ilginç tarafı şu: Columbia Türkiye’ye geldiğinde artık küçük bir Amerikan aile şirketi değildi. Arkasında onlarca yıllık ürün geliştirme, outdoor deneyimi ve güçlü bir marka kimliği vardı.

[2004: Türkiye’de asıl dönüm noktası]

2004 tarihini özellikle vurgulamak gerekiyor.

Gözalan’ın resmi tarihçesinde açık şekilde “2004 – Columbia Sportswear Company, grup bünyesine katıldı” deniyor. Aynı tarihçede 2008 yılında Gözalan’ın Columbia tarafından “Brand Building Award” ile ödüllendirildiği, 2011 yılında ise İstanbul Beyoğlu’nda 10. Columbia Sportswear monobrand mağazasının açıldığı belirtiliyor.

Buradan önemli bir çıkarım yapabiliriz.

Eğer 2004’te Türkiye’deki yapılanma başlamış ve 2011’de 10. monobrand mağazaya ulaşılmışsa, Columbia’nın Türkiye’deki büyümesi yalnızca birkaç seçkin mağazaya ürün koyma stratejisiyle ilerlememiş. Oldukça hızlı biçimde markaya özel mağazacılık modeline geçilmiş.

2011’de Gözalan’ın 10 Columbia mağazasına ulaşmış olması da bunu destekliyor.

Bence Columbia’nın Türkiye’de kalıcı olmasını sağlayan noktalardan biri tam olarak burada yatıyor: Marka yalnızca “ithal edilen pahalı mont” şeklinde konumlandırılmadı; zaman içinde kendi mağaza deneyimini, ürün kategorilerini ve outdoor kimliğini oluşturdu.

[Türkiye’de neden özellikle mont ve outdoor ürünleriyle öne çıktı?]

Bunun birkaç nedeni var.

Birincisi Türkiye’nin coğrafyası. Karadeniz’in yağışlı ikliminden Doğu Anadolu’nun sert kışlarına, Akdeniz’in dağlık bölgelerinden İstanbul’un değişken hava koşullarına kadar oldukça geniş bir iklim çeşitliliğimiz bulunuyor.

İkincisi, 2000’li yıllardan itibaren Türkiye’de outdoor yaşam biçiminin görünürlüğünün artması.

Eskiden trekking, kamp, kayak veya doğa yürüyüşü daha niş uğraşlar olarak görülürken zamanla sosyal medya, seyahat kültürü ve hafta sonu kaçamaklarının yaygınlaşmasıyla outdoor giyim şehir hayatının da bir parçası haline geldi.

İşte Columbia burada önemli bir avantaj yakaladı.

Ürünlerin yalnızca dağda kullanılabilecek teknik ekipmanlar gibi görünmemesi, günlük şehir hayatında da kullanılabilmesi markayı daha geniş bir kitleye açtı.

Bu yüzden bugün bir Columbia montu giyen kişinin mutlaka profesyonel trekking yaptığı sonucuna varmak doğru olmaz. Kimi insan için ürün tamamen teknik ihtiyaçtır, kimi için yağmura karşı güvenliktir, kimi için sıcak tutması önemlidir, kimi için de markanın görünümü ve prestiji öne çıkar.

Bu ayrım özellikle tüketici davranışını anlamak açısından önemli.

[2008’den 2019’a: marka artık yerleşmiş durumda]

2008’de alınan “Brand Building Award” ve 2011’deki 10. monobrand mağaza, Türkiye operasyonunun yalnızca başlangıç aşamasında olmadığını gösteriyor.

Daha çarpıcı veri ise 2019 yılına ait.

Gözalan, Columbia’nın Türkiye’deki 15. yılında 39 monobrand ve 2 multibrand mağazaya, ayrıca 135 zincir mağaza, 21 yurtiçi bayi, 2 yurtdışı bayi, 4 e-ticaret online satış kanalı ve 46 corner mağazaya ulaştığını belirtiyor.

Bu rakam bana göre Columbia’nın Türkiye’de neden “bilinen outdoor markası” seviyesine ulaştığını oldukça iyi açıklıyor.

Çünkü marka yalnızca kendi mağazalarında bulunmuyordu. Farklı perakende kanallarına yayılmıştı.

Böylece Columbia’yı daha önce hiç outdoor alışverişi yapmamış bir tüketicinin karşısına bile çıkarmak mümkün hale geldi.

[2014: İstanbul’daki 500. mağaza neden dikkat çekici?]

2014 yılında dünya genelindeki 500. Columbia mağazasının İstanbul’da açılması da Türkiye operasyonunun marka açısından önemini gösteren sembolik bir olay.

Burada İstanbul’un rolünü küçümsememek gerekiyor.

İstanbul yalnızca Türkiye’nin en büyük tüketici pazarı değil; aynı zamanda Avrupa, Asya ve Ortadoğu arasında marka konumlandırması açısından da önemli bir merkez.

Bir global markanın 500. mağazasını İstanbul’da açması, Türkiye pazarının yalnızca satış yapılan bir ülke olarak görülmediğini düşündürüyor.

Üstelik bu durum bugün daha da anlamlı hale geliyor. Çünkü Columbia artık Türkiye’de yalnızca mont ve bot satan bir marka değil; outdoor kültürünün farklı alanlarında etkinlikler, topluluklar ve spor faaliyetleriyle de görünürlük oluşturuyor.

Örneğin Gözalan’ın 2026 yılında Columbia Hike Society etkinliklerini Büyükada ve farklı rotalarda sürdürmesi, markanın yalnızca ürün satışından topluluk oluşturmaya doğru ilerleyen yaklaşımının güncel örneklerinden biri.

[2018: Türkiye’de üretim dönemi]

Bence Columbia’nın Türkiye hikâyesindeki en az konuşulan ama en önemli gelişmelerden biri 2018.

Gözalan’ın tarihçesine göre 2018 yılında Columbia Sportswear Company lisansörlüğü alındı ve yerli üretim süreci başladı.

Bu noktada “Columbia Türkiye’de üretildi” cümlesini dikkatli kullanmak gerekiyor. Çünkü global bir markanın bazı ürünlerinin veya belirli koleksiyonlarının lisanslı olarak Türkiye’de üretilmesi, markanın bütün ürünlerinin Türkiye’de üretildiği anlamına gelmez.

Ancak ekonomik açıdan bakıldığında lisanslı yerli üretimin önemli sonuçları olabilir.

Birincisi, tedarik zincirinin bir bölümünün Türkiye’ye yaklaşması.

İkincisi, tekstil ve konfeksiyon sektöründeki yerli üretim kabiliyetlerinin global bir marka ile birleşmesi.

Üçüncüsü ise markanın Türkiye pazarını yalnızca satış noktası olarak değil, üretim açısından da değerlendirmesi.

Türkiye’nin tekstil ve hazır giyim altyapısı düşünüldüğünde bu aslında şaşırtıcı değil.
 
Üst